

EMEL YİĞİT / NEFES
Dövizdeki sürekli artış ve hız kesmeyen enflasyon, araç parçaları ile işçilik maliyetlerini çok yüksek seviyelere taşıdı. Aynı zamanda trafikteki kaza tazminatları da rekor seviyelere ulaştı. Ancak, sigorta şirketlerinin tahsil ettiği primler bu artışa uyum sağlayamadı. Bunun sonucunda, sigorta şirketleri poliçe kesmekte tereddüt yaşarken, vatandaş yüksek primler ve sigortasız kalma riski ile karşı karşıya kaldı.
Bir süre önce başlatılan uygulama ile hasar durumunda kusurlu tarafın trafik poliçesinden ödenen tazminatların yanı sıra, mağdur aracın değerinin düşmesi ile ilgili miktarların da, bazen hasar tazminatını aşan oranlarda ödenmesi gerekmektedir. Bu durum, ödenen hasar miktarını neredeyse iki katına çıkartıyor. Trafik poliçelerinde bulunan ana teminat, araç başına ve kaza başına tazminatların yanı sıra, cana verilebilecek zararlara karşı da kapsam sağlamaktadır. Kişi başına 2 milyon 700 bin lira, kaza başına ise 13 milyon 500 bin liraya kadar tazminatlar ödenebilmektedir. Grup Sigorta’nın sahibi Cem Tan, bu teminatlar karşılığında tahsil edilen primlerin yetersiz kaldığını ifade ediyor.
İKİNCİ ÜRÜN ZORUNLULUĞU
Şirketler, trafik sigortası maliyetlerindeki artış sebebiyle çeşitli mazeretlerle bu sektörden kaçınma çabası içinde. Ancak poliçe kesiminden kaçınma eylemleri karşısında devletin ceza uygulamaları mevcut. Şirketlerin bu cezadan kaçınmak ve zarar etmemek amacıyla trafik poliçesine ek 2. ve 3. ürünleri sigortalının almasını zorunlu kıldığını belirten Cem Tan, “Ferdi kaza, çekici hizmeti, basit sağlık hizmetleri gibi düşük teminatlı ve kullanılamaz konut veya iş yeri poliçeleri gibi ürünleri, düşük maliyetlerine rağmen, yüksek primlerle tahsil ederek trafik sigortasından kaybettiklerini bu yöntemle telafi etmeye çalışıyorlar. Bu durum, bazen trafik poliçe primlerinin miktarı kadar olabilmektedir.” şeklinde konuşuyor.